Turgut Uyar
Tam adı Ahmet Turgut Uyar olan şair, 4 Ağustos 1927 yılında, Ankara’da dünyaya gelir. Annesi Fatma Hanım, babası ise Osmanlı döneminde kolağası rütbesine kadar çıkmış bir harita subayı olan Hayri Bey’dir. Tomris Uyar, Hayri Bey’in Giritli olduğunu söyler. Turgut Uyar, altı çocuklu bu ailenin beşinci çocuğudur.
Hayri Bey işgaller döneminde, Milli Mücadele ordusu içinde yer almadığı için, cumhuriyetten sonra orduya dönmesine rağmen terfi alamaz ve hep binbaşı rütbesinde kalır. Ayrıca görevi nedeniyle yılın büyük zamanını ailesinden uzakta geçirmekte, Turgut Uyar bundan çok etkilenmekte ve sürekli babasını özlemektedir(Altan 2005: 165). Tomris Uyar, şairin annesini ise; akıllı, girişken, güzel ve şuh bir kadın olarak tarif eder.
Uyar ailesi, baba Hayri Bey’in 1931’de orduda emekliye ayrılmasından sonra Ankara’dan İstanbul’a taşınır. Çalışkan bir yapıda olan Hayri Bey, emeklilik döneminin bu ilk yıllarında da çalışmaktan geri durmaz. Bir ara “arabacılar kâhyası” olarak çalışır. Şair, babasının bu gayretli ve çalışkan kişiliğine dikkat çekerek “Ölümünden on on beş gün öncesine kadar çalıştı.”(Uyar 1985: 123) der.
Ankara’daki yılları pek hatırlamayan şairin çocukluk dönemi anımsamaları, İstanbul dönemine denk gelir. İstanbul’da Mola Aşki Mahallesi, Altay ve Edirnekapı semtlerinde kalırlar. Bu yıllarla ilgili konuşurken Edirnekapı semtinde oturdukları Vaiz Sokağı, ayrıntısıyla hatırlar. “Kapıdan girince, ilk sokak kale boyu, onun bir altı Vaiz Sokağı. Kiliseyle başlardı Vaiz Sokağı. Kömürcü Eda Hanımın dükkanıyla biterdi. Çevrenin parke döşeli tek sokağı. Kariye Camii’ne giden tek yoldu çünkü. O zaman ‘seyyah’ olan turistler gelirdi Kariye Camii’ne mozayikleri için.”(Uyar 1985: 119).
Vaiz Sokağı’nda oturdukları evin adresi, kapı numarasına kadar hatırındadır. Daha sonra yazacağı bir şiirin adı tam olarak bunu verir: “Vaiz Sokağı Numara 70”.
Uyar, hassas bir kişilik yapısına sahiptir. Çocukluk döneminden itibaren etkisini göstermeye başlayan bu aşırı alıngan yapının tesiri altında kalır: “Hüzünlü bir çocuktum. Nedense hep ağlamaya hazır. Ağabeyim bana sataştıkça annem ‘Yapma oğlum’ derdi ona ‘o içli bir çocuk’”(Uyar 1985: 124). Şair, Necip Celâl Antel’in tangolarının, bu dönemde kendisinde garip bir duygululuk uyandırdığını söyler. İlk
şiirini de bu dönemde “mutlu ve hüzünlü” diye tanımladığı ilk aşkına yazar. Bunlar, sanatçı kişiliğinin ilk ipuçları gibidir.
Şair, “İlkokula, Edirnekapı semtindeki ‘Hırka i Şerif İlkokulu’(19. İlk Mektep) nda başlamış , Molla Aşkî mahallesindeki Beşinci İlkokul’da ilköğrenimini tamamlamıştır”(Denderin 2004: 9). Orta öğrenimini ekonomik nedenlerle askeri okullarda devam ettirir, ilk gurbetini Konya’da, askeri okula giderken yaşar. Bursa Işıklar Askeri Lisesi’nden sonra iki yıl da Askeri Memurlar Okulu’na gittikten sonra 1947 yılında öğrenimini tamamlar.
Şairin meslek hayatı, 1948 yılında askeri memur olarak Kars’ın Posof ilçesinde, askerlik şubesine atanmasıyla başlar. 1948–52 yılları arasında burada görev yapar. 1952 yılında Samsun’un Terme ilçesine tayin olur. İki yıl da burada görev yaptıktan sonra, 1954’te doğum yeri olan Ankara’ya gelir. 1958 yılında severek yapmadığını söylediği askerlik mesleğinden ayrılır. Aynı yıl SEKA’nın Ankara bürosunda çalışmaya başlar. 1967 yılında bu görevinden emekliye ayrılır ve İstanbul’a taşınır. Ömrünün geri kalanını burada geçirir.
Şairin aile hayatına baktığımız zaman, ikinci eşi Tomris Uyar’ın aktardıklarına göre ilk eşi Yezdan Dener, komşularının kızıdır ve evliliklerinde şairin annesinin tesiri olmuştur: “Evlenmesi de aile yüzünden oluyor. Annesi mahalledeki komşu iki kızdan birini ağabeyine alıyor, birini Turgut’a, öyle evleniyor.”(Altan 2005: 183). Şairin öğrencilik hayatının sonlarında, genç yaşta sayılabilecek bu evliliğinden, sırasıyla Semiramis, Deyda ve Tunga adlarında üç çocuğu olur. Uyar, 1966 yılında Yezdan Dener’den ayrılıp bir yıl sonra öykücü Tomris Uyar’la evlenir. Tomris Uyar, şairle Ankara’da Sanatseverler Derneği’nde tanıştığını(1962), asıl tanışma ve yakınlaşmalarının ise, şairin ilk eşinden ayrıldığı, kendisinin de Cemal Süreya’dan ayrılmak üzere olduğu dönemde(1966) olduğunu söyler. “1966 yılında ben zaten Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul’a gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık”(Altan 2005: 13). Şairin Tomris Uyar’la olan bu ikinci evliliğinden ise, Hayri Turgut adında bir oğlu dünyaya gelir.
Turgut Uyar, ömrünün son döneminde evine kapanmak suretiyle, bir nevi inzivaya çekilir. Bu dönemde vücudunun çeşitli yerlerinde kırıkların meydana gelmesi, şairi moral yönünden iyice bozar. Bir süre sonra içki alışkanlığı nedeniyle siroz hastalığına yakalanır. Tomris Uyar, şairin siroz hastalığını bir yıl öncesinden tahmin etmesine rağmen doktora gitmediğine dikkat çekerek, hastalıkla geçen ve ölümle sonuçlanan son dönemini şu şekilde özetler: “bir şey yapmaya niyetli olmadığı için doktora gitmedi, sonuna kadar direndi. Ve gittikçe zayıfladı tabii, artık vücut hiçbir şey kabul etmiyordu. Sonunda artık ısrarlarıma dayanamayıp gitti tabii, ama biliyordu gittiğinde bu teşhisin [siroz] konulacağını ve bir sürü şeyin elinden alınacağını. Hastaneyi hiç sevmedi; çok hastanede kalmış gençliğinde de, birçok ameliyat geçirmiş bir insan; hastaneleri hiç sevmezdi. Ama öyle bir durum oldu: kesinlikle hastaneye yatması gerekti. Çok ilginç bir şey bu; dalak, check up’ta pek kontrolden geçmesi akla gelen bir organ değil. Turgut’un dalağı iflas etmemiş olsaydı, karaciğerle başetmek mümkün olabilecek gibiydi. Ama dalak da gidince, yiyeceği hiçbir şey, serum dışında besin olarak alabileceği hiçbir şey kalmadı. Şuur bir gidip bir gelmeye başladı, zaten eve çıkarttı doktor. Yani yapılacak bir şey yoktu fazla, evde öldü. Kendine geldiği zaman, kırk yılda bir, o komada olan insanlara özgü hatırlama, kendine gelme oluyordu ama tabii acı çekip çekmediğini hiç bilemeyeceğim. Ben yanındaydım her zaman yani ölüme alışık gibi beklemediği hiçbir şeyi yaşamadı sanıyorum. Bütün bunları biliyormuş gibi yaşadı. Biraz uzun bir ölümdü gerçekten. Ölümü çok önceden hissettiği gibi bir izlenim uyandırdı bende, kendini bıraktı çünkü. Uzun zamandı bırakmıştı, bu bırakma da zaten siroza dönmüştü. Ben insanların içkiden veya sigaradan çok böyle bir karar sonucu kendilerini bıraktıklarına inanıyorum”(Altan 2005: 241). Oğlu Tunga Uyar, babasının ölümüne sebep olan içki alışkanlığı için şunları söyler: “Sevmek içmek. İkisini de sonuna dek kullandı. Ama, sevdiği için değil, içtiği için öldü”(Kartoğlu 1985: 54). Turgut Uyar, 22 Ağustos 1985 yılında, evinde hayata gözlerini kapar. Cenazesi Teşvikiye Camii’nden kaldırılır ve Aşiyan Mezarlığı’na defnedilir.
FARİZ YILDIRIM’ın “TURGUT UYAR’IN ŞİİRLERİNİN YAPI VE TEMA BAKIMINDAN İNCELENMESİ” tezinden alınmıştır.
"Turgut Uyar" yazısına 3 yorum yapılmış
Merhaba,
Turgut Uyar’ın ilk eşinin ismi
Yezdan Dener değil Yezdan Şener olacak. Bu evlilikten olan 3 çocuğundan ismi Deyda olarak yazılanın ismi Şeyda olacak.
Bilginize.
Ahmet Turgut Uyar’ın adını ilk kez gazetelerin ek olarak vermiş olduğu bir kitap eki dergisinde duymuştum. O günden beri hep Ahmet Turgut Uyar’ı inceliyorum. Bu yazınızdan onun hakkında çok şey öğrendim. Teşekkür ederim.
selamlar
sizden özel bir isteğim olucak “TURGUT UYAR’IN ŞİİRLERİNİN YAPI VE TEMA BAKIMINDAN İNCELENMESİ” tezini bana yollama şansınız ne kadar yüksek acaba çok acil lazım
Yorum Yazın