Turgut Uyar

Kasım 15, 2008

(3) yorum

Tam  adı  Ahmet  Turgut  Uyar  olan  şair,  4  Ağustos  1927  yılında,  Ankara’da dünyaya gelir. Annesi Fatma Hanım, babası  ise Osmanlı döneminde kolağası rütbesine kadar  çıkmış  bir  harita  subayı  olan Hayri Bey’dir. Tomris Uyar, Hayri Bey’in Giritli olduğunu söyler. Turgut Uyar, altı çocuklu bu ailenin beşinci çocuğudur.

Hayri Bey işgaller döneminde,  Milli Mücadele ordusu içinde yer almadığı için, cumhuriyetten sonra orduya dönmesine  rağmen  terfi alamaz ve hep binbaşı  rütbesinde kalır.  Ayrıca  görevi  nedeniyle  yılın  büyük  zamanını  ailesinden  uzakta  geçirmekte, Turgut  Uyar  bundan  çok  etkilenmekte  ve  sürekli  babasını  özlemektedir(Altan  2005: 165). Tomris Uyar,  şairin  annesini  ise;  akıllı,  girişken,  güzel  ve  şuh  bir  kadın  olarak tarif eder.

Uyar  ailesi,  baba Hayri  Bey’in  1931’de  orduda  emekliye  ayrılmasından  sonra Ankara’dan İstanbul’a taşınır. Çalışkan bir yapıda olan Hayri Bey, emeklilik döneminin bu ilk yıllarında da çalışmaktan geri durmaz. Bir ara “arabacılar kâhyası” olarak çalışır. Şair, babasının bu gayretli ve çalışkan kişiliğine dikkat çekerek “Ölümünden on on    beş gün    öncesine kadar    çalıştı.”(Uyar 1985: 123) der.

Ankara’daki  yılları  pek  hatırlamayan  şairin  çocukluk  dönemi  anımsamaları, İstanbul  dönemine  denk  gelir.  İstanbul’da Mola Aşki Mahallesi, Altay  ve Edirnekapı semtlerinde kalırlar. Bu yıllarla ilgili konuşurken Edirnekapı semtinde oturdukları Vaiz Sokağı, ayrıntısıyla hatırlar. “Kapıdan girince,  ilk sokak kale boyu,    onun bir    altı Vaiz     Sokağı.  Kiliseyle başlardı  Vaiz     Sokağı. Kömürcü  Eda     Hanımın  dükkanıyla  biterdi.    Çevrenin parke döşeli  tek sokağı. Kariye     Camii’ne giden     tek yoldu  çünkü. O zaman ‘seyyah’ olan turistler  gelirdi     Kariye     Camii’ne mozayikleri için.”(Uyar  1985:  119).
Vaiz  Sokağı’nda  oturdukları  evin  adresi,  kapı  numarasına  kadar  hatırındadır.  Daha sonra yazacağı bir şiirin adı tam olarak bunu verir:  “Vaiz Sokağı Numara 70”.

Uyar, hassas bir kişilik yapısına sahiptir. Çocukluk döneminden itibaren etkisini göstermeye  başlayan  bu  aşırı  alıngan  yapının  tesiri  altında  kalır:  “Hüzünlü bir çocuktum. Nedense hep ağlamaya hazır. Ağabeyim  bana sataştıkça     annem     ‘Yapma oğlum’     derdi ona ‘o  içli     bir  çocuk’”(Uyar  1985:  124). Şair,  Necip  Celâl  Antel’in tangolarının,  bu  dönemde  kendisinde  garip  bir  duygululuk  uyandırdığını  söyler.  İlk
şiirini  de  bu  dönemde  “mutlu  ve  hüzünlü”  diye  tanımladığı  ilk  aşkına  yazar. Bunlar, sanatçı kişiliğinin ilk ipuçları gibidir.

Şair, “İlkokula, Edirnekapı semtindeki ‘Hırka i Şerif  İlkokulu’(19. İlk    Mektep) nda başlamış , Molla Aşkî mahallesindeki Beşinci İlkokul’da ilköğrenimini    tamamlamıştır”(Denderin  2004:  9).  Orta  öğrenimini  ekonomik  nedenlerle  askeri okullarda  devam  ettirir,  ilk  gurbetini  Konya’da,  askeri  okula  giderken  yaşar.  Bursa Işıklar Askeri Lisesi’nden  sonra  iki  yıl  da Askeri Memurlar Okulu’na  gittikten  sonra 1947 yılında öğrenimini tamamlar.

Şairin meslek hayatı, 1948 yılında askeri memur olarak Kars’ın Posof ilçesinde, askerlik şubesine atanmasıyla başlar. 1948–52 yılları arasında burada görev yapar. 1952 yılında Samsun’un Terme  ilçesine  tayin olur.  İki yıl da burada görev yaptıktan  sonra, 1954’te doğum yeri olan Ankara’ya gelir. 1958 yılında  severek yapmadığını  söylediği askerlik mesleğinden  ayrılır. Aynı  yıl  SEKA’nın Ankara  bürosunda  çalışmaya  başlar. 1967  yılında  bu  görevinden  emekliye  ayrılır  ve  İstanbul’a  taşınır.  Ömrünün  geri kalanını burada geçirir.

Şairin aile hayatına baktığımız zaman,  ikinci eşi Tomris Uyar’ın aktardıklarına göre  ilk eşi Yezdan Dener, komşularının kızıdır ve evliliklerinde şairin annesinin  tesiri olmuştur:  “Evlenmesi de     aile yüzünden oluyor.  Annesi mahalledeki komşu iki kızdan birini     ağabeyine alıyor, birini Turgut’a,    öyle evleniyor.”(Altan  2005:  183). Şairin öğrencilik  hayatının  sonlarında,  genç  yaşta  sayılabilecek  bu  evliliğinden,  sırasıyla Semiramis,  Deyda  ve  Tunga  adlarında  üç  çocuğu  olur.  Uyar,  1966  yılında  Yezdan Dener’den  ayrılıp  bir  yıl  sonra  öykücü  Tomris  Uyar’la  evlenir.  Tomris  Uyar,  şairle Ankara’da  Sanatseverler  Derneği’nde  tanıştığını(1962),  asıl  tanışma  ve yakınlaşmalarının  ise,  şairin  ilk  eşinden  ayrıldığı,  kendisinin  de  Cemal  Süreya’dan ayrılmak üzere olduğu dönemde(1966) olduğunu söyler. “1966 yılında ben zaten    Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul’a     gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhalde o, çünkü    o zaman daha yakın oturup konuşma     fırsatını     bulduk     ve mektuplaşmaya başladık”(Altan  2005:  13). Şairin Tomris Uyar’la olan bu  ikinci  evliliğinden  ise, Hayri Turgut  adında bir oğlu dünyaya gelir.

Turgut  Uyar,  ömrünün  son  döneminde  evine  kapanmak  suretiyle,  bir  nevi inzivaya çekilir. Bu dönemde vücudunun çeşitli yerlerinde kırıkların meydana gelmesi, şairi  moral  yönünden  iyice  bozar.  Bir  süre  sonra  içki  alışkanlığı  nedeniyle  siroz hastalığına  yakalanır.  Tomris Uyar,  şairin  siroz  hastalığını  bir  yıl  öncesinden  tahmin etmesine  rağmen  doktora  gitmediğine  dikkat  çekerek,  hastalıkla  geçen  ve  ölümle sonuçlanan  son  dönemini  şu  şekilde  özetler:  “bir şey yapmaya     niyetli     olmadığı için doktora gitmedi, sonuna kadar direndi. Ve gittikçe zayıfladı tabii, artık    vücut hiçbir şey kabul etmiyordu.     Sonunda artık  ısrarlarıma dayanamayıp     gitti tabii, ama biliyordu    gittiğinde bu teşhisin [siroz] konulacağını     ve bir sürü şeyin elinden     alınacağını. Hastaneyi hiç sevmedi; çok    hastanede kalmış  gençliğinde de, birçok    ameliyat geçirmiş bir insan; hastaneleri hiç sevmezdi. Ama öyle bir     durum     oldu: kesinlikle     hastaneye yatması gerekti. Çok    ilginç bir şey bu;    dalak, check up’ta pek    kontrolden geçmesi akla gelen bir  organ     değil.  Turgut’un dalağı iflas etmemiş olsaydı, karaciğerle başetmek mümkün olabilecek gibiydi. Ama dalak da gidince,  yiyeceği hiçbir şey,     serum    dışında besin olarak alabileceği    hiçbir şey kalmadı. Şuur    bir gidip    bir gelmeye başladı,  zaten eve çıkarttı  doktor. Yani     yapılacak bir şey yoktu     fazla, evde öldü. Kendine geldiği zaman,    kırk yılda bir, o komada olan insanlara özgü hatırlama, kendine gelme oluyordu ama tabii acı çekip çekmediğini hiç bilemeyeceğim.     Ben yanındaydım her zaman yani ölüme alışık gibi beklemediği hiçbir şeyi     yaşamadı sanıyorum. Bütün bunları biliyormuş gibi yaşadı. Biraz uzun bir    ölümdü    gerçekten. Ölümü çok önceden hissettiği  gibi bir  izlenim uyandırdı     bende,     kendini     bıraktı     çünkü.    Uzun zamandı bırakmıştı, bu bırakma da zaten siroza dönmüştü. Ben insanların içkiden veya sigaradan çok    böyle bir karar sonucu kendilerini     bıraktıklarına inanıyorum”(Altan  2005:  241). Oğlu  Tunga Uyar, babasının ölümüne sebep olan içki alışkanlığı için şunları söyler: “Sevmek içmek. İkisini de    sonuna    dek kullandı. Ama, sevdiği için değil, içtiği için öldü”(Kartoğlu 1985: 54). Turgut Uyar,  22 Ağustos  1985  yılında,  evinde  hayata  gözlerini  kapar.  Cenazesi Teşvikiye Camii’nden kaldırılır ve Aşiyan Mezarlığı’na defnedilir.

FARİZ YILDIRIM’ın “TURGUT UYAR’IN ŞİİRLERİNİN YAPI VE TEMA BAKIMINDAN İNCELENMESİ” tezinden alınmıştır.

"Turgut Uyar" yazısına 3 yorum yapılmış

Alp Dikmen said:
Ekim 22, 2009

Merhaba,
Turgut Uyar’ın ilk eşinin ismi
Yezdan Dener değil Yezdan Şener olacak. Bu evlilikten olan 3 çocuğundan ismi Deyda olarak yazılanın ismi Şeyda olacak.
Bilginize.

Şubat 5, 2010

Ahmet Turgut Uyar’ın adını ilk kez gazetelerin ek olarak vermiş olduğu bir kitap eki dergisinde duymuştum. O günden beri hep Ahmet Turgut Uyar’ı inceliyorum. Bu yazınızdan onun hakkında çok şey öğrendim. Teşekkür ederim.

Mustafa DAĞLI said:
Mayıs 18, 2010

selamlar
sizden özel bir isteğim olucak “TURGUT UYAR’IN ŞİİRLERİNİN YAPI VE TEMA BAKIMINDAN İNCELENMESİ” tezini bana yollama şansınız ne kadar yüksek acaba çok acil lazım

Yorum Yazın

İsim : 
E-posta : 
Website : 
Mesaj :